İTALYA’DA BİR TÜRK KÖYÜ:MOENA

İtalya’ya dair makaleler okuduğum sırada karşıma çıktı Moena ismi.Daha önce hiç duymamıştım.Bu kadar ilgimi çekmesinin sebebi ise Moena’da Türk bulgularına rastlanmasıydı. Nasıl olur ? Neden şimdiye kadar benim haberim olmaz gibi şaşkınlık belirten soruların ardından hemen İtalyan arkadaşlarımla iletişime geçtim ve heyecanla anlattım.Sonuç: Onlar da benim gibi bu durumdan bi haberler.Merakımın devam etmesiyle araştırmaya başladım.Öncelikle Moena köyüne deyinmek istiyorum. İtalya-Avusturya sınırında yer alan Moena, bir İtalyan köyüdür. Alp dağlarının en ücra köşesinde, Avusturya sınırında yer alan köy, günümüzde bir kayak merkezi olarak tanınmaktadır.Bazı kaynaklarda Moena küçük bir kasaba olarak tanımlanmaktadır.Türk bulgularına rastlanma hikayesi de oldukça ilginç. Bundan 323 yıl önce başlayan  hikaye ise şöyle:               II. Viyana kuşatması sonrası bir Osmanlı askeri, İtalya’da küçük bir kasabaya sığınır. Ölmek üzere olan bu Yeniçeri askeri, köylüler tarafından tedavi edilir. İyileşince de köyden bir kızla evlenir. Kasaba halkının ‘El Turco’ adını verdiği asker, o dönem dukalığın halktan istediği haksız vergilere karşı köyü ayaklandırır ve korur. Kendini ve Türk adetlerini bu yörenin insanlarına öyle sevdirir ki ölümünden sonra bile bu Türk gelenekleri yaşatılır. Yukarıda bahsi geçen bu olaylar Orhan Yeniaras’ın El Turco adlı belgesel romanında anlatılmaktadır. El Turco’nun asıl adı Hasan’dır. Fakat isminden çok lakabıyla anılır. Akranlarına göre iri yarı ve mücadeleci olduğu için ona doğan ve şahingillerden, avcı ve yırtıcı bir kuş olan Balaban lakabı verilmiştir. Balaban, IV. Mehmet ve Merzifonlu Kara Mustafa zamanında yaşamış bir yeniçeridir. Sıradan bir yeniçeri olmayıp önemli başarılara imza atmış bir Osmanlı İstihbarat Subayı’dır. Köprülü döneminde keşfedilmiş ve II. Viyana Kuşatması sırasında orduya büyük yararı dokunmuştur. Bir nevi ajanlık yapan bu Türk subayı vatanını, milletini çok sevmektedir. Ayrıca pek çok yabancı dil bilen bu Türk’ün meziyetleri kitapta şöyle yer alır: “Balaban, Devlet-i Âliye’ye çok yararlı hizmetlerde bulundu. Rusçadan başka Almanca ve İtalyanca da bildiğinden istihbarat toplamak için kılık değiştirerek Venedik, Viyana, Berlin ve Roma’ya defalarca girip çıkmıştı. Bu görevleri sırasında çoğunlukla rahip kılığına girerdi.” Devlet-i Âliye’nin önemli bilgiler edinmesinde rolü olan Balaban’dan dönemin Sadrazamı ve ordunun Serdar-ı Ekremi olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa bir hizmet ister. Balaban, Viyana’da bulunan on iki Türk ajanından haber alınamadığı için oraya giderek neler olup bittiğini bir an önce öğrenip gelmelidir. O büyük bir heyecanla bu görev için çalışırken hazırlıklar da tamamlanmaktadır. Kanuni’nin fethedemediği Viyana, bu sefer kuşatılacaktır. Balaban bu duygularla görevini yerine getirirken Kara Mustafa Paşa, Viyana’yı kuşatma düşüncesini padişaha vakti zamanında açmadığı için bu harekâtın vicdan azabını çekmeye başlamıştır. Bu yüzden taarruzu ağırdan almaktadır. Balaban bu duruma dayanamaz ve haddini aştığını bile bile şunları söyler: “Paşam, şu anki hâl ve şartlar kaleye hemen taarruzu gerekli kılmaktadır. Ok yaydan çıkmıştır bir kere, izin verin hedefini bulsun. Omzunuza konan zafer kuşunu göremiyorsunuz. Yüz binlerce askerin ve bir o kadar da şehidin beklediği zaferi murdar etme hakkına sahip değilsiniz. Son olarak demem o ki hemen hücuma geçmezseniz Allah sizi affetse bile şehitler affetmeyecektir.Bu konuşmanın elbet bir bedeli olmalıdır. Zira sıradan bir yeniçerinin sadrazamla böyle konuşması o güne kadar görülmüş bir şey değildir. Sadrazam da bu duruma hiddetlenmiş ve Yeniçeri Ağası’na Balaban’ın kellesini vurmalarını söylemiştir. Yeniçeri Ağası ise bu konuda tıpkı Balaban gibi düşünmekte ve onun nasıl yürekli bir yiğit olduğunu bilmektedir. Bu yüzden olsa gerek Balaban’ı cellâda götürecek neferlere teslim ederken ellerini gevşek bağlar. Bağlar ki kaçsın! Bu kaçışa Sadrazam da göz yummuştur. Paşa’nın neden Balaban’ı takip ettirmediğini, neferleri ve Yeniçeri Ağası’nı neden sorgulamadığını hiç kimse, hiçbir zaman öğrenememiştir. Belki de II. Viyana bozgunu Balaban’ı haklı çıkarmıştır. Ordudan kovulan bu Türk askeri, elinden geldiğince vatanı için savaşmaya devam etmiş ve başarıları düşmanların da dikkatini çekmiştir. Düşmanlarıyla girdiği amansız bir mücadelede, düşmanları ölürken o yaralanmıştır. En son hatırladığı atının üstünde yaralı bir hâlde nereye gittiğini bilmeden kaçışıdır. El Turko romanına göre, Balaban’ı Moenalı Mariana ve kardeşi dağda kuzularını otlatırken fark ederler. Çalılıkların arasında gördükleri yabancının ölmüş olduğunu düşünürler. Daha sonra dedeleri ve köy halkı yabancıyı köye getirir, iyileşmesi için uğraşırlar. Balaban kendine geldiğinde köy halkından olup biteni dinler. Bu küçük köyün kocaman yürekli insanları ona yardım edip iyileştirmiştir. Balaban artık gidebileceği bir yeri olmadığını bilmenin hüznüyle bu köyü kendi köyü beller. Zamanla hem köy halkı onu benimser hem de o bu köyü. Bilgisini, görgüsünü, her şeyini onlarla paylaşır. Bu İtalyan köyünde Türklüğü yaşatır. İtalyanca bildiğinden köylüyle rahatça anlaşabilmektedir. Gel zaman git zaman El Turco -köylüler ona bu adı koymuştur- köyde huzurlu ve sakin bir hayat yaşarken bir gün bir olumsuzlukla karşılaşır. Alman derebeyleri köye gelir ve haraçlarını alıp, köyü yağmalayıp giderler. Özgürlüğüne düşkün Türk buna anlam veremez ve onlara savaşmayı öğretir. Ok ve yay yapımını, ateşli silahları velhasıl savaş tekniğiyle ilgili bildiği her şeyi öğretir. Moenalılar ona minnettardır. Çünkü özgürlük ve kahramanlık kavramlarını o benimsetmiştir onlara. El Turco 323 yıl geçmesine rağmen hatırasının yaşatılmasını belki de buna borçludur.

ital1

Moena’ya barış, huzur ve bolluk götüren soydaşımız, yani El Turco kendisini kurtaran Mariana ile evlenir ve ömrünün sonuna kadar bu şirin köyde yaşar. O günden bugüne Moena köyü La Turchia ya da Rione Turchia olarak anılmaktadır. Günümüzde Moenalılar 1683 yılından beri El Turco olarak adlandırdığı kişiyi atası bellemektedir. Bu konuyla ilgili olarak bir Türkolog olan Ermanno Visintainer’in tespitleri oldukça dikkat çekicidir: “İtalya’da bulunan “Rione Turchia” (Türk Bölgesi), II. Viyana Kuşatması sırasında Viyana’nın 200 km. güneyinde bulunan Moena’ya kadar kaçan bir Türk yeniçeri askeriyle bağlantılıdır. Soyundan gelenler onun hatırasını yaşattılar ve orası tek bir Türk’ün orada yaşaması ve yaşatılmasından sonra “Rione Turchia” (Türk Bölgesi) adını aldı. Türklerin dili ve gelenekleri o kadar baskın ve çekici bir çekim kuvvetine sahiptir ki, tek bir fert bile bir toplumu etkileyebilmektedir. Moena’da Türk bayrağının bulunmasının nedeni, kasabanın tarihi kökenlerinin olağanüstü özel bir bağlantıya, “Rione Turchia” (Türk Bölgesi) isimli yerin mevcudiyetine bağlıdır. Moena’da Türk geleneği derin bir derecede hissedilmektedir. Moena halkı her yıl Temmuz ayında Türk kökenlerinin efsanevi kaynağını hatırlamak amacıyla sultan, harem kadınları, yeniçerileriyle sesli ve renkli bir şekilde karnaval düzenlemektedir. Karnavalda Moena kadınları, başörtülü, şalvarlı ve uçları yukarıya doğru kıvrık olan pabuçları giymiş Türk kadınlarına bürünürken; erkekler ise kılıçlı sultan, vezir ve gazilerin biçimine bürünmektedir. Ayrıca, her yıl Temmuz ayında Moena evlerinin pencerelerinden Türk bayrağı sarkıtılır. Böylece, “Rione Turchia” (Türk Bölgesi)’nin adı yaşatılmaya çalışılmaktadır.”  Bu noktada karnaval geleneğiyle ilgili şu bilgiyi vermek yerinde olacaktır. El Turco adlı romanda Moena halkının eğlenceyi sevdiği ve derebeylerini El Turco önderliğinde yenilgiye uğrattıklarında bunu kutladıkları, çeşitli eğlenceler düzenledikleri kaydedilmiştir. İşte günümüzde yapılan karnavallar da bu zafer sevincinin yansımaları olabilir. Kendilerini derebeylerinin yağmasından kurtaran atalarını bu şekilde anmayı daha şanlı buluyor olabilirler. Moena meydanında Türk’ü tasvirleyen sakallı ve sarıklı bir büst bulunmaktadır.

yeni-ceri

Büstün altında hilâlli bir çeşme yer almaktadır. Karnavaldaki görüntüler de bir ritüeli andırıyor olmalı. Çünkü Moena Türk Festivali’nde belediye başkanı dâhil herkes Türk gibi giyiniyor, yeniçeri kıyafetli askerler ortalıkta dolaşıyor. Festivalde, topluluğun en yaşlısı ‘Sultan’ oluyor ve ‘El Turco’yu temsil ediyor.ital2_1

Kaynakça:

http://www.dailysabah.com/feature/2015/02/18/moena-a-hidden-turkish-town-in-the-foothills-of-the-alps

http://www.worldbulletin.net/news/137222/a-forgotten-turkish-village-in-italy

YENİARAS, Orhan. (2010). El Turco, İyi İnsan Yayınları Ankara

Gazi Üniversitesi Türkçe Araştırmaları Akademik Öğrenci Dergisi Yıl:2, Sayı:2 (2012)

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s