MEMLEKETİMİN MOZAİK DİYARI

Doğup büyüdüğüm yer olan Antakya ziyaretlerimden bir tanesi gibi görünse de araya kültür- sanat gezileri ekleyince kendimi memlekette turist gibi hissediyorum.Bu kültür-sanat gezilerinde beni en heyecanlandıran mekanlar müzeler.İlk ziyeret ettiğim müzenin ilkokulda düzenlenen okul gezisi eşliğinde katıldığım Eski Antakya Arkeoloji Müzesi olduğunu söylesem.Ne derdiniz? Çocuklukta her ne yaşandıysa bi yerlerde hep izi kalıyor.Okul gezisiydi ve ben o çocuk aklımla müzenin içindeki mozaikleri görünce gözlerimin ışıl ışıl olduğunu , mozaiklere uzun uzun baktığımı çok net hatırlıyorum.İşte bu heyecan, bu merak hep devam etti.Yurt içi ya da yurt dışı seyahatlerimde farketmeksizin ziyaret ettiğim tüm müzelerde aklıma hep o kız çocuğu gelir.Ayrıca müzelerde bulunmanın müthiş keyifli olduğunu düşünürüm hep.Geçmişe yolculuğa çıkarken bolca bilgiyi bir arada bulmak , bunu bazen edebiyatla harmanlamak , hatta günümüze uyarlayarak ilginç fikirleri gün yüzüne çıkarmak hep müze ziyaretlerimle gerçekleşti.Bakış açısı o kadar etkili ki kimine göre sıkıcı olan müzeler bana göre keyif alanları. Kendi memleketimde,Antakya’da bulunmanın keyfini, olmaktan zevk aldığım mekanlarla taçlandırdım.

Hadi başlayalım:)

ilk olarak Yeni Arleoloji Müzesinden değil de , eskisinden bahsetmek istiyorum.Eski Arkeoloji Müzesi; Asi nehrinin kenarında, eski tarihi meclis binasının karşısında yer alıyordu. Şehrin tam merkezinde yer alıyordu.Hatta o kadar fazla tarihi eser bulunmuştu ki artık müze içinde yer kalmadığından tüm tedbirler alınarak bahçe kısmına taşınmıştı.Daha sonra Küçükdalyan’ a ,Antakya- Reyhanlı yolu üzerinde yer alan şimdi ki yerine taşındı.Yeni müze hem çok geniş hem de çok ferah.

Sayısal verilere gelecek olursam ; 2014 yılında açılan müze 53.500 metrekare arazi üzerinde ,oturum alanı 16.000 metrekare olan yapının kapalı alanı 32.715 metrekare ‘dir.Ayrıca açılan bölümlerde, 10 adet alan canlandırması, 86 adet heykel, 6 adet sütun ve sütun başlığı, 1340 metrekare mozaik, yazıtlar, steller, mil taşları, lahitler, 6 adet maket ve 58 adet vitrin içerisinde, binlerce metal, seramik ve cam eser sergilenmektedir. Proje tamamlandığında 120 adet heykel, yaklaşık 3500 metrekare mozaik, 942 adet sikke, 90 adet vitrin içerisinde binlerce eser, mozaikli alan canlandırmaları, heykel sergi alanları, kurtuluş caddesi gibi sergilemeler ile dünyadaki en büyük mozaik koleksiyonunun sergilendiği müze haline gelecektir.

Hatay Arkeoloji Müzesi antik döneme ait eserlerin sergilendiği sanat müzesi olmasının yanı sıra Dünya’nın en büyük mozaik sergileme alanına sahiptir.

İçeriye adım atar atmaz her defasında heyecanıma yenik düşüyorum.Görmediğim yine onlarca eser ve mozaiği arkamda bıraksam da fotoğrafladığım bir kaç eseri paylaşmak istiyorum.

Mağara girişini geçtikten sonra sizi olanca heybeti ve sevimli görüntüsü ile Kral Şuppiluliuma heykeli karşılıyor.2012 yılında Hatay’ın Reyhanlı İlçesi’ndeki Tell Tayinat Höyüğü’nde yapılan kazılarda bulunan heykel, Hitit Kralı Şuppililiuma’ya aittir. Heykel, 1,5 metre yüksekliğinde ve 1,5 ton ağırlığındadır. Müzenin en önemli eserlerinden 3 bin yıllık heykel, sakallı, bukleli saçlı, kollarında bileklikler bulunuyor. Heykelin bir elinde mızrak, bir elinde başakla hem savaşmayı hem üretimi simgeliyor.

Birbirinden etkileyici çanak çömlekleri inceledikten sonra Floransa’da gördüğüm Medusa Başını görünce hafif bir tebessüm oluştu.Tüm bu güellikleri gördükten sonra hangisine bakacağımı şaşırdığım mozaikler bölümüne geldim.

İskelet Mozaiği
Euphrosynos yazıtı”Neşe, neşelen, mutlu ol, hayata katıl” anlamına gelmektedir. Bu doğrultuda hayatın ne denli kısa ve geçici olduğunu simgeleyen iskelet figürü, ziyafete katılan davetlilere adeta uymaları gereken bir çağrıyı, bir gerçekliği anlatmaktadır. Bu panellerde Romalıların gündelik hayatlarında büyük önem taşıyan hamam ve ziyafet (convivium) temaları işlenmiştir. Convivium, dostlarla birlikte keyif içerisinde yemek ve içmek anlamına gelir. Bu ziyafetlerde ölüm temasının işlenmesi ise hayatın coşkusunu ve güzelliğini, yaşamın sevincini anlatmak için kullanılan bir alegori olarak yorumlanmaktadır. M. Ö 1.yy Latin edebiyatından Horays, Martialis, Petranius ve Psuedo Vergilius gibi şairler yaşamın kıymetini daha etkileyici bir dille vurgulamak amacıyla şiirlerinde ölüm temasını işlemişlerdir. Bu felsefinin görsel sanatlardaki yansıması ise M. Ö 1.yy ‘dan itibaren giderek yaygınlaşmış, bu doğrultuda insanlara ölümün varlığını hatırlatan'”ye, iç, neşelen ve mutlu ol.” çağrısında bulunmak için kullanılmıştır.

Soteria Mozaiği

Etkilendiğim bir diğer mozaik.Narlıca köyü çevresinde bir banyonun döşemesi olarak bulunmuştur. Soteria (Kurtuluş) dolgun vücutlu bir kadın olarak tasvir edilmiştir. Uzun saçları, sol omzuna dökülmektedir ve başının altında altın bir çelenk bulunmaktadır.
Boynunda bizans tarzi bir kolye bulunur. Sağlıklı ve sakin görünümlü bir kadın tasviri ile hamamda kazanılan sağlığın tasvir edilişi düşünülerek yapıldığı üzerinde durulmaktadır. 
Ayrıntılı betimlemesi yapılan mozaik büyük bir yıldızın içinde tasvir edilmiştir.

Eros ve Psykhe Mozaiği

Merkezde doğa tasviri içerisinde bir ağacın altında Eros uyumakta ve elinde yay olan Psykhe ağaçtaki ok sadağına uzanmaktadır. Merkezi pano ince bir bant ve saç örgüsü motifle sınırlandırılmıştır. Sağ ve solda geometrik desenli panolar bulunmaktadır. Eros’un Aphrodite ile Hermes’in oğlu ya da Eileithyia veya İris’in çocuğu olduğu söylenir.

Zenci Balıkçı Mozaiği

Magduğ Mozaiği

1937 yılında Magduğ adlı kişinin evinde çıkartıldığı için bu isimle anılmıştır.

Diğer Mozaikler

Sayısal verilere ait kaynak : http://www.hatay.gov.tr/arkeoloji-muzesi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s