EROS VE PSYCHE

İsimleri “Aşk” ve “Ruh” anlamlarına gelen Eros ile Psyche’nin öyküsü MS. 2. yy’da yaşamış Romalı yazar Lucius Apuleius’un “Dönüşümler” (veya Altın Eşek) isimli kitabının 4 ve 5. bölümlerinde yaşlı bir kadının ağzından anlatılmaktadır. Romalılar, Eros’a “Cupid” (veya Cupido), annesi Afrodit’e de “Venüs” isimlerini verdiklerinden öyküde bu Romalı isimler kullanılmıştır. Latince “Aşk” sözcüğünün karşılığı olarak Amor ismiyle de anılan Eros, Afrodit ile savaş tanrısı Ares’in (Roma’da Mars) oğluydu. Savaş ve barışın birlikteliğinden doğan Eros annesinin dizinin dibinden ayrılmayan haşarı bir çocuk, çocuksu bir delikanlı ve kanatlı olarak betimlenir. Simgeleri ok ve meşaledir. Çünkü aşk kalbi yaralar ve tutuşturur. Altın uçlu sivri okları hedeflediği kişileri âşık eder, kurşun uçlu küt okları ise aşktan yoksun kılar. Bu öyküde ise, aşkın olgunlaştırdığı güzel bir delikanlı olarak betimlenmektedir.İsmi belirtilmeyen (ancak öyküde geçen yer isimlerinden dolayı İyonya olduğu anlaşılan) bir ülkede, yine ismi belirtilmeyen bir kralın birbirinden güzel üç kızı vardı. İçlerinde en güzeli adı Psyche (Psüke) olan en küçükleriydi. Psyche erişkinliğe ulaştığında güzelliği dillere destan olmuş, ülke içinden ve komşu ülkelerden gelenler onu bir kez olsun görebilmek için sarayın önünde kalabalıklar oluşturmaya başlamıştı. Ziyaretçiler onu gördüklerinde güzelliğini öven ezgiler söylüyor, geçtiği yerlere sunular bırakıyor, çiçekler serpiyordu.Ölümsüz Venüs’ün yerini, ölümlü Psyche almış veya yeni bir Venüs ortaya çıkmıştı sanki. Bu durumun Venüs’ün tepkisini çekmesi kaçınılmazdı.  O küçük ölümlü ne cüretle kendisini gölgede bırakabilirdi? Bu saygısızlığın cezalandırılması gerekirdi.Venüs, cezalandırma görevini oğlu Cupid’e verdi. Ona bağışlamış olduğu güçle oklarını kullanarak Psyche’yi dünyanın en çirkin ve iğrenç yaratığına âşık etmesini istedi ondan. (Apuleius kitabının izleyen bölümünde belki de okuru gerilim içinde bırakmak amacıyla Cupid’in görevini yerine getirip, getirmediğinden söz etmiyor. Bunu daha sonraki bölümlere bırakıp Psyche’nin içine düştüğü durumu anlatarak sürdürüyor öyküsünü.)Bu arada Psyche insanlardan gördüğü onca ilgiye karşın güzelliğinin meyvelerini toplayamamanın üzüntüsü içindeydi. Herkes güzel bir tabloya bakar gibi hayranlıkla onu seyrediyor, sonra çekiliyordu karşısından.  Hiçbir soylu talip ona kur yapmıyor, o da hiçbir erkeğe gönlünü kaptıramıyordu. Ablaları komşu ülkelerden birer kralla evlenip saraydan ayrıldıktan sonra, yalnızlık çekiyordu. Herkesi kendinden geçiren güzelliğinden nefret eder olmuştu.Kızının durumuna üzülen ve onun Venüs gibi sevilip sayılmasından dolayı tanrıların hışmına uğradığından kuşkulanan kral, Milet’e gidip Apollo’nun kâhinlerine danıştığında “Kızın hiçbir ölümlünün gelini olmayacak.” dediler. “Yas giysileri giydirip dağ başına götür, hiç kimsenin karşı koyamayacağı bir canavar bekliyor onu, kocası o olacak.” Saray ve kent yasa boğulmuştu, ama buyruk yükseklerden geliyordu. Psyche’ye gelinlik yerine, kara giysiler giydirip dağ başına bıraktılar onu. Kızcağız yazgısını kabullenmiş, korku içinde titreyerek bekliyordu. Vahşi bir yaratığın hoyrat kucaklamasını beklerken, güçlü bir yelin ayaklarını yerden kestiğini duyumsadı.Batı yeli Zefiros bir kuştüyü gibi havalandırmış, kucakta taşır gibi uçuruyordu onu. Ayakları yere değdiğinde gözlerini açan Psyche, kendisini renk renk çiçeklerle dolu, kenarında bir derenin şırıldadığı harika bir bahçede buldu. Çiçek kokularını içine çekerek çevrede dolaşmaya başladı. Böyle bir yerde canavar olamazdı. Çimenliğin kenarındaki sık ağaçlığı geçince gözlerine inanamadı.Görkemli bir konak vardı karşısında. Oymalı, kakmalı sütunları, renkli mermer kaplı duvarlarıyla krallara, hatta tanrılara yaraşır bir evdi gördüğü. Yaklaştı, kimsecikler yoktu ortada. Hayranlık ve çekingenlik duyguları içinde girdiği evde bakışlarını yönelttiği her yerde baş döndürücü güzellikler, zenginlikler ve incelikler vardı.Psyche şaşkınlık içinde, hiçbir şeye dokunmaya cesaret edemeden odaları, salonları dolaşırken fısıltılar duydu çevresinde. Dönüp baktı, kimseyi göremedi. Bir fısıltı “Evinizdesiniz,” dedi, bir diğeri “Burada her şey emrinizde; bizler sizi rahat ettirmekle görevliyiz,” derken hafif dokunuşlar onu banyoya, yemek odasına ve giysilerle dolu gardıroplara yöneltiyordu. Gece olduğunda Psyche gelinlere yaraşır biçimde süslenmiş yatak odasına çekilip meçhul eşini beklemeye başladı. Gece sona erdiğinde Psyche, her kimse yatağına girenin bir canavar olamayacağını düşünmeye başlamıştı. İlk gece karanlığın içinden gelip kendini göstermeden yine karanlıkta, gün doğmadan ortadan kaybolan bu meçhul erkek, gece ziyaretlerini sürdürüyor, fakat rahat yaşamına karşın Psyche’nin aklındaki sorular yanıtsız kalıyordu. Kimdi bu meçhul erkek ve neden kendini göstermiyor, karanlıkta kalmayı tercih ediyordu?Her gece Psyche’nin kulağına sevgi sözcükleri fısıldayan eşi, bir gece farklı şeyler söyledi ona: “Kızkardeşlerin dağ başına çıkıp seni arıyor,” dedi, “Fakat onlarla görüşmen ikimiz için de iyi olmaz.” Psyche önce söz verdi, ama gün boyu yalnız kalmaktan sıkıldığından ve kendini altın kafese kapatılmış bir kuş gibi görmeye başladığından, kederli ve ağlamaklı bir görünüme bürünmüş, yemeden içmeden kesilmişti. Söz vermiş olmasına karşın kardeşlerini görmek istediğini söyledi eşine. “Onlar beni öldü biliyor,” dedi, “Ölmediğimi, üstelik her kadının düşlerinde gördüğü bir yaşam sürdüğümü bilseler iyi olmaz mı? Hem böylece anne ve babamın da içi rahat eder. Hizmetçin Zefiros’a söyle, onları bana getirsin.” Meçhul eş bu sözlere dayanamadı. “Peki, o zaman,” dedi, “Söz verdiğin halde tutmuyorsun, sonucuna katlanırsın, fakat diyeceklerime kulak ver: Ablalarının zehirli dillerinden sakın; karnındaki çocuğun ölümlü mü, ölümsüz mü olacağı senin elinde,” demişti bir gece.Meraklarının esiri olan ablalar, evlerine döndüklerinde bir araya gelip, Psyche’nin eşi hakkında dedikodu yapıyor, farklı tanımlar vermesi nedeniyle kardeşlerinin eşini görmediğini, dolayısıyla kim olduğunu bilmediğini düşünüyorlardı. Ona bu görkemli yaşamı sağlayanın, tanrısal bir varlıktan başkası olamayacağı sonucuna vardıklarında, kıskançlıkları daha da koyulaştı. Fesat akıllarınca bir plan yaptılar. Ziyaretlerinin birinde Psyche “Ablalarınla görüşmene izin veriyorum, onları istediğin gibi ağırla, kucak dolusu mücevherler, hediyeler ver, ama merakları son bulmayacaktır. Onların sözlerine kanıp, benim kim olduğumu anlamaya, beni görmeye çalışma. Aksi takdirde beni ve sahip olduğun her şeyi kaybedersin.” Teşekkür etti Psyche, “Kalbim seninle,” dedi, “Senden ayrılmaktansa ölürüm daha iyi.” öylece Psyche, ablalarıyla sık sık görüşmeye başladı.Zefiros onları sabah dağ başından alıp getiriyor, akşam olunca da yanlarında hediyeleriyle birlikte geri götürüyordu. Ablaları Psyche’nin yaşamına gıpta ediyor, kendi yaşamlarıyla karşılaştırdıklarında mutsuz oluyorlardı. Her görüşmede, eşinin kim olduğunu sorduklarında Psyche, farkında olmadan bazen genç, bazen de orta yaşlı diye farklı tanımlarla söz ediyordu ondan. Bu arada meçhul eş uyarılarını sürdürüyordu. Verdiği sözü hatırlatarak ona “Ablalarının zehirli dillerinden sakın; karnındaki çocuğun ölümlü mü, ölümsüz mü olacağı senin elinde,” demişti bir gece. Meraklarının esiri olan ablalar evlerine döndüklerinde bir araya gelip Psyche’nin eşi hakkında dedikodu yapıyor, farklı tanımlar vermesi nedeniyle kardeşlerinin eşini görmediğini, dolayısıyla kim olduğunu bilmediğini düşünüyorlardı. Ona bu görkemli yaşamı sağlayanın tanrısal bir varlıktan başkası olamayacağı sonucuna vardıklarında kıskançlıkları daha da koyulaştı. Fesat akıllarınca bir plan yaptılar. Ziyaretlerinin birinde Psyche’nin aklını bulandıran ve eşine verdiği sözü unutmasına neden olan iç karartıcı sözler söylediler ona. “Sevgili kardeşimiz,” dediler, “Senin iyiliğin için söylüyoruz. Farkında değilsin, ama büyük bir tehlike bekliyor seni. Kâhinlerin dediklerini hatırla. Senin bir canavarın eşi olacağını öngörmüşlerdi. Bu öngörünün doğru çıktığını düşünüyoruz. Zaten son günlerde bu civarda bir canavarın dolaştığını görenler olmuş. Geceleri sana gelen işte o ve senin doğum yapmanı bekliyor; o zaman seni ve bebeğini yiyecek. Çok geç olmadan ya bizim yanımıza gel, ya da acıklı sonunu bekle.”

Bu ürkünç sözlerin etkisinde kalan Psyche de eşini hiç görmediğini itiraf ederek, zaten kimliğinden kuşku duyduğu eşine verdiği sözü unuttu ve ablalarının dediğini yapmayı kabul etti. Buna göre Psyche gece eşi uyurken önceden yan odada yanık tuttuğu lamba ve diğer elinde bıçak, meçhul eşe yaklaşacak ve görür görmez o canavarı daha uyanamadan öldürecekti. “Böylece kendinin ve bebeğinin yaşamını kurtardığında biz seni soylu biriyle evlendiririz,” demeyi de unutmamıştı ablalar. Psyche hâlâ duraksamalar yaşıyordu, ama sonunda kadınlara özgü merak duygusu baskın çıktı. Gecenin ortasında bir elinde lamba diğerinde bıçak, derin uykudaki eşinin üzerine eğildiğinde gözlerine inanamadı. Bir canavar değil, dünya güzeli, melek gibi bir erkek yatıyordu yatağında. Altın renkli, kıvrım kıvrım omuzlarına dökülmüş saçları, süt beyazı teni, pembe yanakları ve parlak çiçekler gibi omuzlarını süsleyen kanatlarıyla Venüs’ün oğlundan başkası olamazdı. Yatağın ayakucunda onun simgesi olan sadak ve içindeki okları görebiliyordu. Elindeki bıçağı bırakıp oklardan birini aldı ve dolgun göğsüne çizikler attı onunla. Cupid’in kendini göstermeden sunduğu aşkına onun okunun verdiği güçle kendi aşkını kattı. İçinde uyanan yeni duygularla kucaklamak istedi onu. Gönül telini titreten duygular ne yazık ki lambayı tutan elini de titretti ve lambadan süzülen bir damla kızgın yağ Cupid’in omzuna değer değmez Psyche’nin uzanan elleri boşlukta kaldı. Cupid hemen uyanmış, oklarını alarak arkasına bakmadan gidiyordu. Psyche pişmanlık duygusu içinde, tazelenmiş aşkının verdiği güçle Cupid’in ayaklarına sarılınca Cupid döndü ve öfke ile “Sözlerimi dinlemedin,” dedi ona, “Ben seni görür görmez annemin buyruğunu unutmuş, seni dünyanın en iğrenç ve kötü birine âşık etmek yerine kendi okumla kendimi yaralayarak sana olan sevgimi kökleştirmiş, seni kendime eş seçmiştim. Oysa sen bir canavarmışım gibi beni öldürmeye kalktın. Sana akıl verenler cezasız kalmayacak. Senin cezan ise, benden ve sahip olduğun bütün bu güzelliklerden yoksun kalmak olacak.” Bunları söyledikten sonra Cupid gökyüzünde kaybolup gitti.Psyche, Cupid’in ardından gözyaşı dökerek dövündü; ölmek istedi. Konağın yakınındaki nehre attı kendini, fakat sularında Cupid’in yıkandığı nehir, onun bu güzel sevdiceğine kıyamadı, kıyısındaki çimenlere bıraktı onu. Az ilerde bir ağaç dibinde uzanmış, keyif içinde şütünü çalan keçi ayaklı tanrı Pan, perişan Psyche’yi görünce öğüt verdi ona: “Sen birine âşıksın,” dedi, “böyle kendine eziyet edeceğine git, Cupid’e yakar, derdine çare olsun, âşığına kavuştursun seni.”

Psyche Pan’ın öğütleriyle yeniden umutlanmıştı; Cupid’in aşkını kalbine gömmek yerine diri tutarak dere tepe yürümeye başladı. Gide gide bir kente ulaştı. Oranın kralının ablalarından birinin eşi olduğunu öğrendiğinde ablasıyla görüşmek istedi. Kuşkusuz, ablası neler olduğunu, neden böyle perişan dolaştığını sordu ona. Psyche, “Söylediğiniz gibi yaptım,” dedi, “Işığı tutunca dünyalar benim oldu; meğer sizin canavar dediğiniz şey Cupid’miş. Fakat sevincim uzun sürmedi. Sevinçten titreyince elimdeki lambadan bir yağ damlası düştü omzuna. Hemen uyandı; beni görünce öfkelendi. Onu kucaklamaya çalıştım, ama uzaklaştı. ‘Ne cüretle yaptın bunu? Hemen git buradan; artık seni istemiyorum, senin yerine ablanı eş olarak alacağım,’ dedi. Ablan derken senin adını da söyledi. Sonra da Zefiros’u çağırıp beni konağından uzak bir yere götürüp bırakmasını istedi.”Bunları duyar duymaz Psyche’nin ablası sevinçten havalara uçtu. Zevk ve ihtişam dolu yeni bir yaşam bekliyordu onu. Bir an önce o görkemli konağa gitmeye can attığından, eşine bir bahane uydurup önceki gidişlerinin başlangıç yeri olan o dağ başına gitti. “Ey Zefiros, yeni hanımını efendine götür,” diye seslenerek boşluğa bıraktı kendini. Zefiros’un yelden kucağında o bildik çimenlere konmayı beklerken kayalarda parçalandı, kurtlara kuşlara yem oldu. Psyche’nin öcü diğer ablasına da ulaşmakta gecikmedi. Onun sonu da diğer abladan farklı olmadı. Zavallı Psyche, göksel eşini ve onun vermiş olduğu görkemli yaşamı yitirmenin kederiyle durmadan dolaşıyor, kendini bağışlatmak umuduyla Cupid’e ulaşmaya çalışıyordu. Cupid ise annesinin konağına gelmiş, tensel ve gönülsel yaralarının iyileşmesini bekliyordu.Venüs olanları öğrenmiş, Psyche’ye düşmanlığı daha da koyulaşmıştı. Konağına döner dönmez bir odaya kapatıp azarladı oğlunu. Verdiği buyruğa uymadığı gibi düşman gördüğü ve cezalandırmak istediği bir ölümlüyü eş seçmekle kendini küçük düşürdüğünü, ona verdiği güçlere nankörlük ettiğini söyledi.Ziyaretleri sırasında duygularını paylaştığı Hera ve Demeter onu teselli ettiler, Cupid’i bağışlaması için dil döktüler. “Yüreklere aşk ateşi düşürmekle görevlendirdiğin oğlunu nasıl olur da âşık olmakla suçlarsın,” dediler, “sen ki aşk tanrıçasısın, aşkı inkâr mı ediyorsun?” Bu sözler bile dindiremedi Venüs’ün öfkesini. Bu arada Psyche umutlarını diri tutarak arayışını sürdürüyor, Cupid’i bulduğunda kendini bağışlatmayı, eş olarak kabul etmese bile evinde hizmetçi olmakla yetinmeyi düşlüyordu. Karşısına çıkan konakların gölgesinde dinleniyor, kapılarını çalarak sahiplerinin korumasına sığınıyordu. Sunaklarına uğrayıp yardım dilediği Ceres (Yunan’da Demeter) ve Juno’dan (Hera) beklediği ilgiyi göremedi. Sonunda Venüs’ün ayaklarına kapanarak bağışlanmayı dilemekten başka yapacak bir şeyi olmadığına karar verdi.Psyche’nin önce kendisine, sonra da oğluna yaptığı saygısızlıktan ötürü katlanmış olan öfkesiyle Venüs, ararken karşısında bulduğu perişan kızcağıza işkenceye varan eziyetlerde bulundu, bir köleymiş gibi davrandı ona. Onaylamadığı bir evlilikten doğacak çocuğu torunu olarak kabul edemeyeceğini söyledi. Üstelik çocuğunu doğuramadan öleceği beklentisi ile birbirinden zor işler buyurdu ona. Bir ölümlü için başarılması olanaksız gözüken bu işlerin verdiği keder ve umutsuzluk duyguları içinde Psyche, her defasında kendini öldürmek istedi, ama o işlerin yerine getirilmesi için gittiği yerlerde karşılaştığı, belki de Cupid’in buyruklarıyla yönlendirilen birtakım doğa güçlerinin yardımlarıyla, her işin üstesinden geldi. Venüs bu işleri Psyche’nin kendi becerisi ve gücüyle yaptığına inanmıyor, hatta onu büyücülükle suçluyordu, ama işler başarıldığı sürece yapabileceği bir şey yoktu.Venüs’ün verdiği son işi tamamladığında Psyche’nin elinde ölüler diyarından getirdiği bir kutu vardı. Venüs Persephone’nin güzellik iksirinden getirmesini buyurmuştu ona. Kutuyu açmaması gerekiyordu, ama Psyche, Pandora gibi merakını yenemedi. Bunca badireden sonra solan güzelliğini tazelemesi umuduyla, iksirden bir parça almak istedi. Kutuyu açar açmaz, derin bir uyku sardı benliğini. Bir ölü gibi uzanıp kaldı. Psyche’ye olan aşkı sönmeyen ve annesinin yaptıklarına ve baskısına artık dayanamayan Cupid, kapatıldığı yerden kaçıp sevdiceğinin üzerine süzüldü. Onu saran uykuyu silip attı yüzünden; okunun ucuyla Psyche’yi uyandırıp son işi de başardığını göstermesi için kapattığı kutuyla birlikte annesine gönderdi onu. Sevgili eşinin çektiği acılara son vermek isteyen Cupid çareyi, Jupiter’e (Zeus) başvurmakta buldu. Olan biteni ona anlatarak Psyche ile olan evliliğinin Olympos katında kutsanması dileğinde bulundu. Zeus da Olympos meclisini topladı, herkesin onayını aldıktan ve kızı Venüs’ü öfkesini sonlandırması için ikna ettikten sonra, Hermes’ten Psyche’yi huzurlarına getirmesini istedi. Psyche gelince, ölümsüzlük nektarı içirdiler ona. Apollo’nun lir, Pan’ın şüt çaldığı, Musailerin dans ettiği görkemli bir düğünle Cupid ile Psyche’nin evliliğini önce kutsadılar, sonra da kutladılar. Böylece Aşk ile Ruh veya Sevgi ile Can bir daha ayrılmamak üzere birbirine kavuştu.

Bir kızları oldu, adını Volupta (Zevk) koydular.

Haluk Erdemol, Bütün Dünya’dan alıntıdır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s